Öne Çıkan Gelişmeler & Özet:

  • • (TBMM) - CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, bölgedeki vekalet savaşlarının büyük acılara yol açtığını belirterek,...
  • • Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı tarafından 7 Ağustos 2026 tarihind...
  • • Yetkili kurumlar ve uzmanlar gelişmeleri anlık olarak analiz etmeye devam ediyor.

(TBMM) - CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, bölgedeki vekalet savaşlarının büyük acılara yol açtığını belirterek, "Mekke Anlaşması doğru kullanılırsa bu acılara son vermek, bölgenin başkalarının güvenlik şemsiyesinden kurtarılması için bir fırsattır" dedi. Öztrak, CHP'nin anlaşmaya olumlu oy vereceğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı tarafından 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması"na ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülüyor. CHP Grup Başkanı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak ve Yalova Milletvekili Tahsin Becan partisinin grubu adına söz aldılar. Öztrak, bölgede dengeler değişirken, süren savaşların maliyetinin sadece Orta Doğu ve Karadeniz'de değil, dünyada da taşınması güç seviyelere ulaştığına işaret etti. Küresel tedarik zincirlerinin koptuğunu, emtia fiyatları ve enflasyon kontrol edilemediğini, sınır güvenliği, göç gibi pek çok konuda insanlığa çıkan faturanın ağırlaştığını belirten Öztrak, böyle bir ortamda bölgenin dışından sağlanan güvenlik garantilerinin tek başına sorunları çözmeye yetmediğinin artık açıkça görüldüğünü söyledi. Öztrak konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

"ANLAŞMA TÜRKİYE'YE YENİ BİR BÖLGESEL GÜVENLİK YAPISI KURMA İMKANI SUNUYOR"

Gelişmenin Perde Arkası ve Detaylar

"ABD artık 'güvenlik yükünü paylaşma' söylemine geçti. Ülkeleri kendi göbeklerini kesmeye zorluyor. Bölge dengeleri hızla değişiyor, dönüşüyor. Bu şartlar altında Türkiye gibi ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik kapasitesiyle küresel ve bölgesel düzeyde söz sahibi olabilen, 'Orta Güçlerin' yan yana gelmesi, dışarıdan müdahalelere, paylaştırma planlarına karşı bölge ülkelerinin kendi güvenliklerine sahip çıkması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Türkiye de bu tabloda gerekli adımları atmak, ekonomide, kültürde, diplomaside etkili bir güç olmak zorunda. Bunu biz yapmazsak başkaları yapar. Bize de bu güçlerin karşısında edilgen hale gelmek düşer.

Bu Anlaşma Türkiye'ye NATO dışında, merkezinde kendisinin yer aldığı, yeni bir bölgesel güvenlik yapısı kurma imkanını da sunuyor. Doğu-Batı dengesinde yeni bir otonom alan açan bu anlaşma bu yönüyle de özel bir önem taşıyor. Diğer taraftan, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Anlaşma'ya katılmaya hazır olduklarını söylemesi, Suriye Dışişleri Bakanı'nın Orta Doğu'nun ortak savunma sistemleri ve caydırıcılık ihtiyacına vurgu yaparak Anlaşma'ya katılmayı değerlendirdiğini açıklaması, yine Mekke Anlaşması'na taraf ülkelerin Dışişleri Bakanlarıyla, İran Dışişleri Bakanı'nın Tahran'da bir araya gelmeleri ayrıca dikkate değerdir. Mekke Anlaşması'nın 'Savunma ve caydırıcılık' sınırları içinde kalması, İran'la güvenlik diplomasisinin kopartılmaması, Bölgede yeni bir Şii-Sünni çatışmasının önüne geçmenin garantisidir."

Öztrak, CHP olarak bölgenin dışından sağlanan güvenlik garantilerinin, ithal güvenlik şemsiyelerinin, bölgemizin sorunlarını çözemeyeceğini ilk defa bugün söylemediklerini vurguladı. Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren benimsedikleri "Yurtta sulh, dünyada sulh" ilkesini hiçbir zaman bölge ve dünyayla irtibatı kesmeki kendini bölgeden ve dünyadan soyutlamak olarak algılamadıklarını söyleyen Öztrak, "Aksine, barış ve istikrar için sürekli ihtiyat içinde olmayı, savaşı önlemek için bölgesel iş birliklerinin caydırıcılığını kullanmayı, barış için her yolu açık tutmayı benimsedik" dedi. Öztrak şöyle konuştu:

Resmi Açıklamalar ve Süreçteki Son Durum

"AĞUSTOS'TA İMZALANAN ANLAŞMANIN KASIM'DA GÖRÜŞÜLMESİ EKSİKLİK"

"Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, 1930'larda yayılmacı politikalara karşı batı sınırımızda güvenliğimizi sağlamak için imzaladığımız Balkan Paktına yine aynı dönemde doğu sınır güvenliğimiz ve bölgesel istikrarı sağlamak için imzaladığımız Sadabat Paktına uzanan tarihsel zemine baktığınızda bu anlayışı görürsünüz. Biz de zaten baştan beri bunu ifade ediyoruz. 2018 seçimlerinden bu yana söylediğimiz, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı, bu tarihsel arka plandan süzülüp gelir. 2020'deki Kurultay Beyannamemizde de açıkça belirttik: 'Orta Doğu'nun sorunlarını bölge dışı güçler çözemez. Gelin Türkiye, İran, Irak ve Suriye bir araya gelsin. Dört komşu ülkenin lideri aynı masaya otursun. Bölgede barış, huzur ve istikrar için Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı OBİT'i kuralım' dedik. Hükümetin geçen yılların ardından bugün Orta Doğu'nun meselelerinin çözümünün bölge dışındaki güçlere ihale edilmesini önleyen bir çizgiye, yani bizim 2018'de söylediğimiz ama o zaman kimsenin pek dikkat etmediği noktaya gelmesi önemlidir.

Ağustos ayı başında imzalanan bu Anlaşma'nın ancak Kasım ayında görüşülebilmesi önemli bir eksikliktir. Komisyon aşamalarında ayrıntılarıyla dile getirdiğimiz çekincelerimiz vardır. Anlaşma'nın ilk maddesinde, Taraf ülkelerin egemenlik, sınır ve toprak bütünlüğünün 'Tehdit edilmesi ve tehlikeye düşmesi' durumunda bunların bertaraf edilmesi için tüm yöntemlerin kullanılması ifadesi açıklığa kavuşturulmaya muhtaçtır. Tehdit tanımı nedir? Bir ülkenin hangi durumlarda tehlikeye düştüğü kabul edilecektir? Bunlar belirsizdir. Bizim olmazsa olmazımız milletimizin evlatları Mehmetçiğimizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin önü sonu belli olmayan maceralara sürüklenmemesidir. Bu çerçevede Anayasamızda, Türk askerinin yurt dışına gönderilmesine izin verme yetkisinin TBMM'de olduğunun açıkça belirtildiğini hatırlatmak isterim.

Kamuoyunun ve Uzmanların Değerlendirmeleri

Her ne kadar bu anlaşmanın, NATO Anlaşması'na benzetilen 2. maddesi, Taraf ülkelerden birinin silahlı saldırı ya da askeri saldırganlığa uğraması durumunda, diğer taraf ülkelerin 'derhal' yardım edeceklerini düzenliyorsa da arkasından gelen cümle, böyle bir durumda, sağlanacak desteğin kapsam ve niteliğine, ihtiyaç duyulan yardımın 'objektif değerlendirilmesinden sonra' karar verileceğini ifade etmektedir. Esas olan da bu cümle olmalıdır. Diğer taraftan, Anayasamızın 92. maddesindeki 'Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar' istisnası, millet iradesinin tecelligahı Meclisimizi böyle bir durumda bypass etmek için hiçbir şekilde kullanılmamalıdır. Alınacak her kararda, Anayasamızın lafzı ve ruhunun birlikte gözetilmesinin takipçisi olacağız."

Mekke Anlaşması'nın "Terörizmin tüm çeşit ve tezahürleriyle mücadele" diyerek Anlaşma'nın kapsamını ucu bucağı belli olmayan çok geniş bir alana yaydığına dikkat çeken Öztrak, tarafların müştereklerde birleşmesinin önemli olmakla birlikte, tarafların kendi ulusal güvenlik öncelikleri olduğunu söyledi. Öztrak, "Örneğin, Anlaşma'ya taraf ülkelerden Suudi Arabistan Husileri terör örgütü olarak kabul etmektedir. Ama Türkiye ve Pakistan bunu böyle değerlendirmemektedir. Yine, Suudi Arabistan'ın Yemen ve Körfez güvenliğine ilişkin kaygıları, Pakistan'ın Hindistan ile ilişkileri, savunma mekanizmasının uygulama alanlarını etkileyebilecek unsurlar haline gelmemelidir" diye konuştu.

"ABD'NİN BÖLGEYE İLGİSİ DAHA DA AZALABİLİR"

Süreç Nasıl İlerleyecek?

Öztrak, Anlaşma'nın savunma sanayi ve bağlı sektörlerde üretime katkı sağlayacağının açık olduğunu kaydederek şu ifadeleri kullandı:

"Ancak burada, Türkiye'nin kritik yerli teknolojilerinin korunması ile ortak üretim ve işbirliği arasındaki hassas dengenin korunmasına dikkat etmek gerekir. Bu vesileyle, geçtiğimiz ay imzalanan Bedir Mutabakatı'nın Türk savunma sanayinin daha da ilerlemesine, diğer taraf ülkelerin savunma sanayilerinin gelişimine önemli katkılar sağlayacağını düşündüğümüzü de not etmek isterim. Bu Anlaşma'nın bir yanında NATO'nun en büyük ikinci ordusuna ve güçlü bir savunma sanayine sahip Türkiye var. Anlaşma'nın bir diğer yanında, nükleer gücü ve askeri tecrübesiyle Pakistan var. Bir yanında da doğal kaynakları ve ekonomik gücüyle Suudi Arabistan var. Bu üç ülkenin iş birliği eğer doğru yönetilirse, hem bölgesel istikrara ve barışa hem taraf ülkelere büyük katkılar sağlayacaktır. Bölge ülkelerinin kendi gücüyle oluşturduğu büyük bir caydırıcılık kalkanına dönüşebilecektir. Bölgede barışın garantisi olacaktır.

Mekke Anlaşması son dönemde İsrail, Hindistan, Yunanistan gibi ülkelerin karşılıklı ikili ve çoklu anlaşmalarla oluşturduğu güç birliğine karşı da bir denge olacaktır. Bu Anlaşma'nın Orta Doğu'nun hep bölünmüş kalmasını, huzur içinde yaşayabilecek komşu ülkelerin gücünü birbirine karşı kullanarak tüketmesini, dış müdahalelere ve ithal güvenliğe muhtaç yaşamasını isteyenleri memnun etmeyeceği ortada. Siyaseti devlet ciddiyetiyle yapmak, resmin tamamını görebilmeyi ama sahadaki tehlike ve risklere karşı da sürekli gözünüzün, kulağınızın açık olmasını gerektirir.

Bu çerçevede, Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışma sürerken, Körfez'de İsrail ve ABD ile İran arasındaki savaş arka planda devam ederken ABD'de kritik bir seçim döneminin sonlandığına da dikkatinizi çekmek isterim. Temsilciler Meclisi ve Senato'da güç dengeleri değişti. Seçim dönemlerinden sonra ülkelerin diplomatik ilişkilerinde iki olasılık ortaya çıkıyor. İlki, daha fazla kendi iç meselelerine odaklanırlar. Trump'ın seçimden sonra yaptığı veto açıklamaları, içeride Demokratlarla çok daha sert bir mücadele dönemine işaret etmektedir. Bu anlamda ABD'nin bölgeye ilgisi daha da azalabilir.

ABD'nin dikkatini iç politikaya çevirmesiyle, kuzeyimizdeki savaşta da beklenmedik gelişmeler yaşanabilir. Bugüne kadar Ukrayna'yı Rusya ile barışa zorlayan ABD'nin dış politikaya ilgisinin zayıflaması, Avrupa ülkelerinin bu savaşın çözümü için daha etkin bir rol almalarına imkan sağlayacaktır. İkincisi, dışarıda sertleşme ve güç kullanma eğilimi. Başkanlık seçimine giderken mevcut ABD yönetiminin Orta Doğu'da bir zafer hikayesi yazmaya kalkışmasıyla ilişkiler daha da sertleşmesi söz konusu olabilir. Her halükarda küresel gelişmelerin bölgemize etkilerinin çok dikkatle izlenmesi gerekiyor."

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ BARIŞIN SESİ OLMAK ZORUNDA"

Türkiye Cumhuriyeti'nin yokluklar içinde bir milletin Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, emperyalizmin zincirlerini kırmasıyla kurulduğunu dile getiren Öztrak, bölgedeki vekalet savaşlarının büyük acılara yol açtığını söyledi. Öztrak, "Mekke Anlaşması doğru kullanılırsa bu acılara son vermek, bölgenin başkalarının güvenlik şemsiyesinden kurtarılması için bir fırsattır. Bu iş birliğinden doğan güç, yeni savaşlar açmak için değil savaştan caydırmak, barışı sağlamak, sınırlarımızı korumak ve ticareti geliştirmek için kullanılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti gerilimin tarafı değil, aklın, dengenin ve barışın sesi olmak zorundadır. Mekke Anlaşması'nın getirdiği caydırıcılığı, yıllardır söylediğimiz OBİT anlayışıyla, komşuların birbirine saygı duyduğu geniş bir barış zeminine dönüştürmeliyiz" değerlendirmesini yaptı.

"CHP olarak duruşumuz nettir. Maceradan uzak, rasyonel ve onurlu bir dış politikayı destekliyoruz. Bölgede başka bir gücün güvenlik şemsiyesini istemiyoruz. Türkiye bu dönemin seyircisi değil, Orta Doğu'da güveni ve işbirliğini güçlendiren ortaklıkların, Tarafı ve yönlendiricisi olmalıdır" diyen Öztrtak, Anlaşma'ya olumlu oy vereceklerini bildirdi.

"ANLAŞMADA AÇIK MÜŞTEREK TEHDİT TANIMLAMASI YOK"

Öztrak'ın ardından söz alan Becan, Anlaşma'ya ilişkin itirazları dile getirdi. Bunun basit bir savunma anlaşması, serbest ticaret anlaşması olmadığını söyleyen Becan, "Çünkü savaş varlığı için savunmayı da gerek kılıyor. Yani bugün Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki savaşın sürmesi yüzünden" dedi.

Savaş ortamındaki bir ülke ile savunma anlaşması imzalamanın "Sen dur, ben senin yerine savaşırım" demek olduğunu kaydeden Becan, "Elbette ülkelerle savunma anlaşması yapılır. Ancak ister milli ya da bölgesel çıkarlar için olsun, bu tür ittifakların gayesi saldırma tehdidini caydırma amacıyla olmalıdır. Kaldı ki, savunma anlaşmaları müşterek tehditlere karşı oluşturulur. Ancak Mekke Anlaşması'nda açık müşterek tehdit tanımlaması olmadığı gibi üye ülkelere yönelik tehditler de farklıdır. Buna ilaveten müşterek tehdit, hedef olmadığı gibi ittifakın sorumlu olacağı coğrafi bölgede tanımlanmıyor. Hangi coğrafi bölgede veya bölgelerde oluşacak krizlere karşı tedbirler alacağı da açıklanmamıştır" diye konuştu. Becan şunları kaydetti:

"Üçüncü olarak, Anlaşma Meclis'ten geçmeden iktidar onaylanmış gibi icraat yaptı. Komite kurdu. Genel sekreter oyladı. Toplantılar yaptı. Hatta 5 Ekim'deki toplantıda Yemen'i bombalayan Suudi Arabistan'a askeri destek kararı bile alındı. Kısacası burada boşuna konuşuyoruz. Dördüncü olarak, 10 yıl boyunca bağlayıcı olan bir anlaşma. Taraflara çekilme hakkı bile tanımamaktadır. Peki bu savaşın bir tarafı olan Yemen'deki Husiler kim? Suudiler kim? Husiler Gazze soykırımı yapan, İsrail'e füze fırlatan, İsrail gemilerini vuran, Filistinli kardeşlerini lafla değil eylemle savunan bir hareket olduğunu unuttuk herhalde.

Diğer tarafta, Amerika'nın petro dolar ortağı Suudi Arabistan. Arabistan 2015'ten beri Yemen'e saldırılarında İsrail ve Amerika ile beraber hareket ediyor. Şimdi zalim kim? Mazlum kim? Son itirazımız da yıllardır sürdürülen zikzak dış politikamız. Önce, 2015'de Suudi Arabistan'ın Yemen'deki müdahalesini destekliyoruz. Sonra, 2019'da Suudi Arabistan'ı Yemen'i bombalamakla ve bu ülkeyi yerle etmekle suçluyoruz. En sonunda Trump'ın açık açık 'Orta Doğu'daki işlerimizi müttefiklerimize paylaştırıyoruz' söyleminin ardından gelen bu 2026, Mekke Anlaşması."

Becan, Anlaşma'nın temeli olan kolektif savunma ilkesinin taraflardan birine yönelik saldırıyı tüm taraflara saydığını anımsatarak, "Ne yazık ki Mehmetçiğin bir gün Suudilerin çölünde mi yoksa Pakistan'ın dağlarında mı olacağını kim bilebilir" dedi.

Bilgi Notu: The Haberler editör masası tarafından hazırlanan bu içerik, resmi kaynaklar ve doğrulanmış bilgiler ışığında güncellenmektedir. En sıcak gelişmeleri anlık olarak takip etmek için bildirimleri açabilirsiniz.